Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da eğitim sistemleri ve bu sistemlerin içerisinde din eğitimi özgürlükleri ABD ve Avrupa’dan gelen eğitimcilerle masaya yatırıldı
.
Ada Tv’de yayınlanan Bakış Açısı programında Cem Kar’ın sorularını yanıtlayan, ABD Memphis Pleasant View School yöneticisi Mutlu Çelikok, Belçika Eğitim Kurumları Sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim İnan, Fransa Eğitim Kurumları Koordinatörü Erhan Özcan ve Avusturya’da Lise Müdürlüğü yapan Mesut Koca dünyada uygulanan eğitim sistemleri ve bu sistemler içerisinde din eğitimi özgürlüklerini anlattılar.
ABD’de Eğitim
Cem Kar: ABD Memphis Pleasant View School’da yönetici olarak görev yapıyorsunuz. Merak ediyoruz, Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim sistemi nasıl?
Mutlu Çelikok: Amerika genel çapta bilindiği gibi özgürlükler ülkesi. Amerikan kültüründen kaynaklanan girişimcilik, özgürlük, katılımcılıktan güç alan bir kültürel yapısı var. Bu eğitim sektöründe de çok net bir şekilde yansıyan bir oluşumdur. Eğitim vermek için bir araya gelmek grup kurmak, iştirakta bulunmak tavsiye edildiği için eğitim sektöründe isteyen istediği gibi özel okul açabilir. İsterse devlet okuluna gönderir. Bunun yanında özel okullarda vardır. Özel okullarında çok büyük ağırlıklı kısmı dini vasfı olan okullardır. Hristiyanların açmış olduğu, Yahudilerin açmış olduğu ve son 50 yıldır da Müslümanların açmış olduğu Amerika çapında 500’ün üzerinde okul vardır. Amerika çok ayrı bölgelerden, çok ayrı kültürlerden oluştuğu için ortak bir müfredat yoktur. İsteyen istediği dersi okutabilir ama bulunan eyaletten denklik alınmak için müşterek vardır. Fizik, kimya, matematik, biyoloji, ingilizce,tarih gibi temel bilimleri okuttuğunuz sürece onun üstünde istediğiniz dersi verebilirsiniz. İsterseniz marangozluk dersi verebilirsiniz, isterseniz dini bilgiler dersi verebilirsiniz ve bu askeri müştereki sağlayan okullar akretitasyonlarını alıp mezunlarını istedikleri üniversiteye yada istedikleri dallara gönderebilirler.
C.K: Peki orada ki toplumun dini vasfı olan okullara bakışı nasıl?
Mutlu Çelikok: Dini eğitim zaten Amerika’da ayrı bir konu olarak algılanmaz. Dini eğitim genelde eğitimin çok önemli bir parçasıdır. Devlet okullarında dahi çeşitli dinler üzerine eğitimler verilir. Özel okullarda bu hürriyet daha da fazladır. Çünkü iştirakın yansımasıdır. İsteyen istediği eğitimi verebilir. Toplumun genel olarak dini eğitime bakışı iyi insan, ahlaklı insan, üretici insan getirme vasfı olduğundan dolayı cesaratlendirir. Bu yüzdende Amerika’da 500’ün üzerinde islami vasfı olan okul ve cok daha fazla hristiyan ve musevi okulları vardır.
C.K: Bu okullardan mezun olan öğrenciler başarılı mı?
Mutlu Çelikok: Benim yöneticiliğini yaptığım okul 19 senelik bir okuldur. Öğrencilerimizin yüzde yüzü üniversiteye gider. Bizim açımızdan zaten öğrencilerimizin üniversiteye gitmesini beklemek en altta olan seviyedir.. Tennessee eyaletinde 100’ün üzerinde özel okul vardır. 200’ün üzerinde de devlet okulu vardır. Bu okullar arasında 100 yıl üzerinde geçmişi olan çok büyük vakıfların desteklediği, ciddi mali kaynakları olan okullar arasında bizim okulumuz birkaç senedir lise mezunu vermesine rağmen Memphis Katolik kız lisesinin ardından 2. sıradadır. Başarı seviyesine baktığımız zaman, islami vasfı olan Pleasant View School %92 seviyesinde başarı göstermektedir. Buda şu demektir, bizim ortalama öğrencimiz, Amerika’da ki ilk yüzde 8’e girer. Örneğin, Intel firmasının uluslararası 75 ülkeden katılımcının olduğu bilim yarışmasında bizim eyaletimizin temsilcisi bizim okulumuzdan çıkmıştır. Öğrencimiz yeni bir tıbbi cihaz bularak üniversitede ki çalışmasıyla eyaletimizi temsil etmiştir. Buna benzer olarak uluslararası tarih tezi yarışmasında 3 öğrencimiz ulusal ödül almıştır ve bu öğrencilerimizden bir tanesi de 2.dünya savaşı müzesinin açılımına Tennessee eyaletinin bayrağını taşımıştır. Bu 19 senelik geçmişi olan bir lise için çok ciddi bir başarıdır.
Belçika’da Eğitim
C.K: Sn. İnan öncelikle röportajı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Belçika’da Eğitim Kurumları Sorumlusu olarak görev yapıyorsunuz. Belçika’da eğitim sistemi nasıl?
Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim İnan: Belçika’da eğitim 3 yaşında başlıyor, 18 yaşına kadar zorunlu eğitim olarak devam ediyor. Belçika’da 3 türlü okul sistemi var, devlet okulları, belediye okulları ve özel okullardır. Katolikler, Müslümanlar ve diğer dini aidatı olan topluluklar okullarını açabiliyorlar. Okulda eğitim programı uygulanırken devletin ortaya koymuş olduğu müfredat programı takip ediliyor. Aynı zamanda okullarda 3 yaşından itibaren de din eğitimi veriliyor. Haftada iki saat çocuklara din eğitimi veriliyor. Çocuklar bu şekilde din eğitimlerini resmi okullarda ve özel okullarda rahatlıkla alma imkanına sahipler.
C.K: Onu bize biraz açar mısınız? O sistem nasıl bir sistem?
Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim İnan: Belçika eğitim sisteminde özel okullar açıldığı zaman, özellikle devlet olaya şöyle yaklaşıyor: Birisi özel okul açtığı zaman bunu ticari yada kazanca yönelik bir amaçla yapmış olmuyor. Devlet böyle bir teşebbüste bulunan kuruluşa, tüzel yapıya destek veriyor. Okul açılması ile ilgili çalışmalarda öğretmenlerin maaşlarının karşılanması, ticari giderlerin karşılanması hususunda özellikle destek vererek özel okulların bu bağlamda yapısını korumuş oluyor. Ama özel okullarda buna dayalı olarak programlarını devlet programıyla beraber takip etmiş oluyorlar. Müfredat aynı ama şöyle değişiklik var. Özel okullar eğitimleri 24 saat devam ettirmek zorunda bunun dışında diğer geriye kalan 11 saati özel okullar istediği program ile doldurabiliyorlar. Böyle bir imkanları var. Bundan dolayı değişik etnik sahip; Çinliler,Amerikalılar, Fransızlar veya Türkiye’den gelen Türkler böyle bir okul açtıkları zaman, bunlar kendi kültürlerini öğreten, kendi dillerini öğreten, hatta inanç sistemlerine dayalı olarak kendi inanç sistemlerini öğreten yapılarını da bu programın içerisine yerleştiriyorlar ve bu eğitimleri de çocuklarına vermiş oluyorlar.
C.K: Peki oradaki aileler bu duruma nasıl yaklaşıyor?
Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim İnan: Belçika’da ki aileler ciddi bir özgürlüğe sahipler. Hatta daha başka bir şeyi burada söylemekte fayda var. 1974 yılında Belçika, İslam dinini resmi din olarak tanıdı. Bu bağlamda Müslümanlara yönelikte çalışmalarda çok güzel adımlar attı. Örneğin Müslümanların eğitimlerini yürüttükleri okullar olduğu gibi, aynı zamanda camilerinde ki imamlarında görevlendirilmesi ve bunların iaşelerinin karşılanması hususunda da Belçika şu anda üzerine büyük bir insiyatif aldı. İmamların görevlendirildikten sonra maaşlarının ödenmesi de şu an Belçika tarafından ödenmiş oluyor. Bu bağlamda şunu da burada özellikle ifade etmekte fayda var. 1932 anlaşmasına göre özellikle Belçika’da bulunan kişiler “Dini eğitimlerini alma hakkına sahipler”. Bu bağlam da mesela bizim şu anda yönetimini yürüttüğümüz okulumuzda 1991 yılından bu tarafa özellikle din eğitimi veriliyor. Bu din eğitimi şöyle bir yapıya oturmuş durumda; Kuran, arapça, peygamber efendimizin güzel sözleri, felsefe, ahlak, dinler tarihi gibi değişik islami konularda ki ilimlerini alırken bunun yanında özellikle matematik, fizik, kimya, sağlık bilgisi, biyoloji, rehberlik dersleri, İngilizce, Fransızca, Hollandaca gibi dil eğitime dayalı eğitimlerini de almak suretiyle her iki alanda da güzel bir eğitim alma fırsatı yakalıyorlar.
C.K: Bu okulların başarısı nasıl? Söz konusu eğitimden geçen öğrenciler başarılı mı?
Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim İnan: Geçen sene mezun olan 52 öğrencimizden 36’sı değişik alanlarda üniversiteye girmeye hak kazanmış oldu. Bunların içerisinde Hukuk fakültesi, matematik öğretmenliği, pedekoloji bölümü, psikoloji bölümü aynı zaman da mühendislikler, mimarlıklar, ilahiyat fakültesi gibi değişik alanlara giden öğrencilerimiz oldu. Şu anda benim öğrencilerimin içerisinde İtalya’da hakimlik yapan bir kız öğrencim var. Bu eğitimi alan öğrencilerin başarı olanları da yüksek olduğunu gösteriyor. Hatta bunlar özgüveni kendilerinde çok iyi kurdukları için hayatta daha başarılı oluyorlar. Aynı zamanda şunu da unutmamak gerekiyor ki, Belçika toplumunda yerel yetkililer zaman zaman şunu da ifade ediyorlar. Biz bu çocuklardan yanlış yola girmiş, devletine ve yaşadığı topluma zarar veren hiçbir öğrenciye rastlamadık. Ailelerde çocukları bu eğitimi aldıktan sonra çocuklarında ki değişimi gördüklerini memnuniyetlerini ciddi bir anlamda ifade etmiş oluyorlar.
C.K: Yani orada bu konuyla alakalı ciddi bir farkındalık var öyle mi?
Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim İnan: Devletine milletine yararlı gençler yetiştirmek temelimiz budur. Hatta şöyle bir uygulama yapıyoruz çocuklarımız ile: Diyelim ki bir yolda yürüyorsunuz. Tam yaya yoluna geldiniz. Bir yaşlı bayan yoldan karşıya geçemiyor. Napacaksınız? Onun yardımına koşar mısınız? Diyorlar ki tabi ki koşarız. Hemen ona yardım eder karşıya geçiririz. Neden? Onun dinine, etnik kökenine veya ne olduğuna bakmayız. Sadece insan olduğuna bakarız. Bu mana da insancıl bir anlayışında geliştirildiği okullar şu anda eğitim sisteminde yerini alıyor. Bu yaklaşım dünyaya iyi insanların armağan edilmesini sağlıyor. Hem kendi geleneklerine bağlı ama aynı zamanda ortak yaşama destek veren, toplumla bütünleşmiş ve içinde bulunduğu topluma katkı sağlayan ve gelecekte o toplumda bir yer edinecek ve akabinde de topluma katma değer sağlayacak bir nesil olarak yetiştiriyoruz bu çocuklarımızı.
Fransa’da Eğitim
C.K: Sn. Özcan, Fransa laikliğin doğduğu yer olarak biliniyor ve siz orada Eğitim Kurumları Koordinatörü olarak görev yapıyorsunuz. Orada eğitim sistemi nasıl?
Erhan Özcan: Öncelikle sorunuza gelmeden önce Fransa’da ki özgürlükler ve tarihi gelişim üzerine kısa bir bilgilendirme yapıp sonra sorunuza gelmek istiyorum. Malumunuz Fransa 1789 devrimiyle birlikte Avrupa’da bir farklı çağın açılmasına sebep olmuş bir ülke. İhtilalden sonra Fransa özgürlüklerin alabildiğine uygulandığı ve bunu da kendi cumhuriyetinin sloganı haline getirdiği 3’lemeyle liberte, egalite ve fratellite yani özgürlük,eşitlik ve kardeşlik temasıyla devlet geleneği haline getirmiş bir yer. Bu 3’lü slogan devletin tüm kurumlarında yansıyor. Mesela Fransa’da azınlık hakları diye bir şey yoktur. Fransa azınlık kavramını tanımaz. Fransa fertleri, kişileri tanır ve kişinin özgürlüğünü esas alır. Bu anlam da kişilerin din eğitimine ulaşmada engellerin kaldırılmasını esas alır.
Halbuki Fransa anayasasına laikliği koymuş ve bu konuda bütün dünyaya da model olmuş bir ülkedir. Ama Jack Dufor eserinde şöyle der: Fransa her seviye de hür ve laik eğitimin teşkilatlanmasını vazife bilir. Ancak bu Fransa’da ki dini eğitimin engellenmesi anlamına gelmez ve laiklikle din eğitimi arasında ki o ince çizginin nerede durduğunu bizlere güzel ifade eder.
Fransa’da ki eğitim kurumlarının %16’sı özel okullardır. Bu özel okulların %90’da Katolik okullardır. Bu Katolik okullar içerisinde her türlü dini eğitimlerini de verdikleri okullardır. Bu manada son dönemde Müslümanlarında bu haklardan faydalanmaları adına çok hızlı bir şekilde özel okullaşma sürecine girdiği aşikadır.
Fransa devleti dini okulları anlaşmalar dahilinde finanse etmektedir. Yani öğretmenlerin maaşlarını verecek seviye de özel okulları destekleyebilmektedir ki bu da bir özel okulun %70-80 harcama giderleri karşılandığı düşünülürse devletin dini okullara olan katkısının azımsanmayacak derecede olduğu gözükecektir.
C.K: Peki bu okullarda okuyan öğrenciler ne gibi kazanımlar elde eder?
Erhan Özcan: Şimdi burada kişiliğin oluşmasında, karakter eğitiminde, karakter oluşmasında en önemli unsur aidiyet bilinci! Ama şunu söylemek istiyorum Fransa eğitim sisteminde özellikle Müslümanların, Katolik veya Yahudi cemaatlerinin okulları popüler okullardır. Bakınız buranın altını çizmek istiyorum. Çünkü Fransa’da genel yaygın kanaat bu okullarda gelişen çocukların kişiliklerininin daha olgun olduğu ve bu kişilik gelişimi sağlam olan fertlerin okullardan mezun olduktan sonra işgal ettikleri, doldurdukları koltukların hakkını daha fazla verdikleri bir araştırma konusudur. Yani kendisini hem ruhi, hem beden olarak kişiliğini tam olarak oturtmuş insan kendinden beklenen patronluk, usta başılık, mimarlık, mühendislik vazifelerini çok daha güzel icra edecek kapasitedir. Dolayısıyla bu dini okulların bu yönünün ortaya konduğu için ve kuvvetli olduğu için Fransa’da popüler okullardır. Hatta Fransa’da devlet okulları eğitimin kalitesinin yüksek olduğu okullardır ama buna rağmen dini okullara ilgilinin artması eğitimden sonra ki hayatlarının da başarılarında ki kalitesi ve Fransız toplumuna artı katkılarının görülmüş olması insanların bu okullara ilgisini arttırmaktadır. Oradan çıkan kişiler hem daha rahat iş bulmaktadır. Hem daha üretken olmaktadır. Hem Fransa ve Fransız toplumuna artı değer katmaktadırlar.
C.K: Fransız toplumunun ve devletinin bu okullara bakışı nasıldır?
Erhan Özcan: Fransa laiklikle birlikte özgürlükleri alabildiğine özümsemiş, benimsemiş insanlardan oluşmuş bir toplum. Fransa’da nüfus sayımında dini aidiyet bile sorulmaz. Dolayısıyla Fransa bu manada okulların dini okullar kategorisi, laik okullar kategorisi, seküler okullar kategorisi diye bir önyargısı şimdiye kadar ben sezmedim en azından, çünkü biz Paris’te, Lyon’da, Strazburg’ta okullar kurduk. Aincide, Avinyonda, Orlaince’da okullar kurmak için çalışmalar yapıyoruz. Bize sunulan önümüze konulan şeyler tamamen kanunların ve kuralların oluşturduğu bütündür. Bunlar yerine getirildiği anda da hemen müsadeler verilmiştir. Bir engel çıkarılmamıştır resmi kurumlar tarafından. Yani bu anlamda ciddi özgürlükler var. Hiçbir sıkıntı yaşamadık. Özgürlüklerin olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz.
Avusturya’da Eğitim
C.K: Mesut bey siz Viyana’da bir Lise’nin müdürlüğünü yapıyorsunuz ve sistemin içerisindesiniz. Bizde, Avrupa’da ki eğitim sistemini anlamaya çalıyoruz. Oradaki eğitim sistemi ve din eğitimi özgürlüğünü bize anlatır mısınız?
Mesut Koca: Avusturya bu noktada hakikaten özgürlükler ülkesi diyebiliriz. Çünkü en son Avrupa içerisinde islam yasasını çıkarmış olan bir devlet. 2016 yılında islam yasası meclislerinde geçerek Cumhurbaşkanının onayla yasalaşmış oldu. Bu çerçevede baktığımız zaman bütün toplumların kendi dini özgürlüklerini öğretme, kullanma ve yaşama haklarının bir güvencesi haline gelmiş oldu. Tabii bu sorunuza ben şöyle bir cevap vermek isterim. Tersten bir cevap diyebiliriz. Viyana son 5 yıldır Avrupa’nın ve Dünya’nın en güvenilir şehirlerinden bir tanesi ve birincisi seçiliyor. Bu 5 yıl içerisinde yapılan istatistiklerde 4 defa birinciliği elde etti. Peki bir şehri güvenli kılan nedir diye baktığımız zaman elbette ki bir şehri güvenli kılan insanlarının güvenliğidir. Peki insanların güvenirliği nereden geliyor diye baktığımızda biraz daha temeline indiğimiz de Avusturya’da şöyle bir anlayış vardır. Bir çocuk ilkokula başladığı zaman mutlaka din ve ahlak dersi almalıdır. Dini ne olursa olsun ve bu okulda özellikle okul müdürü tarafından hakikaten bütün sınıflar ve öğretmenler seferber edilerek bu gerçekleştirilir. Tabi burada bunun çıktısına baktığımız zaman hakikaten bir meslek sahibi kişi hiçbir hile yapmadan mesleklerini icra eder. Bir fabrikatör işçi alırken, bir işveren işçi alırken bu çocuğun din ve ahlak dersine katılıp katılmadığına ve bu dersten notunun kaç olduğuna bakar. Tabi Avusturya’da din ve ahlak dersinde bütün gruplar kendi sınıflarını oluştururlar ve öğrenciler o derslere katılırlar. Avusturya’da şu anda 50 bin öğrenciye islam dersi verilmektedir. Bu Avusturya okullarında Müslüman öğretmenler tarafından verilmektedir. Öğretmenlerin maaşları tabi ki devlet tarafından karşılanmaktadır.
C.K: Nasıl bir eğitim veriliyor bu okullarda?
Mesut Koca: Bu öğrenciler orada aldıkları temel eğitim ile beraber bir işte hile yapmamayı, işin hakkını vermeyi, saygıyı, sevgiyi öğrenmiş oluyorlar. Bir fabrikatör dediğim gibi işçisini alırken ilk önce bu ders notuna bakar ona göre alır. O ahlakı aldı mı diye bakar. Örneğin bir pencereyi takacaksa yerine. Bu pencereyi takmasının bir normu vardır. 4 vidayla takılıyorsa işte bu işçi şayet o ahlakı aldıysa oraya ne 2 vida atar ne 8 vida atar. 2’yi eksik görür. 8’i israf görür. Buda temel eğitiminde almış olduğu eğitim ile karşılanıyor ve bu din ve ahlak dersinin o çocuklara kazandırmış olduğu ve çocukların yetiştiklerinde o toplumu ve o şehri güvenli kılmalarından kaynaklanıyor. Bu noktada baktığımız zaman hakikaten Avusturya din ve ahlak dersine çok önem veren ve bunu çocuklara mutlaka hangi milletten olursa olsun verdirmeye çalışan bir yapıdadır.
C.K: Din eğitimi özgürlüğünde ayrım var mıdır?
Mesut Koca: Hristiyanlık yada Müslümanlık sabit bir şey yoktur. Kesinlikle ayırt etmeden. Hatta şöyle bir hadiseyi anlatmak isterim. Bir okulda okul müdürü gelip din dersinin, islam dersinin sınıflarına bakıp kaç öğrenci var, hangi öğrenciler katılmamış. Sorduğu zaman neden katılmadığını, öğretmen diyor ki bugün gelmedi. Müdür bisikletine binip, o öğrencinin evine gidiyor ve acaba neden din dersine neden gelmedi, islam dersine neden katılmadı diye o öğrenciyi sorguluyor. Getirecek kimsenin olmadığını görünce kendisi çocuğu alıp okula getiriyor ve islam dersine katıyor. Avusturyalı bir müdür bunu yapıyor. Sorduğunuz zaman neden böyle yaptın? Bizim toplumumuzu önümüzde ki zaman da şekillendirecek olanlar bunlar. Bu insanlar bu toplumda yaşayacaklar. Bu toplumun güvenilir ve sağlam olmasının temelleri bunlardır diye cevap veriyor.
C.K: Peki siz Viyana Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürüsünüz. Hiç kapatılma tehlikesiyle karşılaştınız mı?
Mesut Koca: Kapatılma tehlikesiyle karşılaşmadık. Açılma sürecinde devletle müzakerelerde tabi ki bazı sıkıntılar yaşanmış oldu ancak hepsini çok olumlu bir şekilde atlatmış olduk. Özellikle bizim programımızda din derslerimizin olup olmadığını ve sayısına bakarak hatta bize bazı tavsiyelerde bulunarak şu derslerinizi biraz daha çoğaltmanız gerekiyor diyerek katkıda bulunarak bize bu müsaadeyi bu şartla vermiş oldular. Ve şu anda Allah’a hamd olsun okulumuz hiçbir sıkıntı yaşamadan eğitimine devam ediyor. Tabi bu süre içerisinde gelip gözlemledikleri zaman bize tekrar bunun hakikaten topluma faydalı okul olduğunu da kendileri bizzat söylemiş oldular.
C.K: Az önce şunu dediniz. Din eğitimi ve güvenlik. Bu önemli bir unsur. Sadece Müslümanlık ile ilgili değil. İnsanlar eğitimini, din eğitimini aldıklarında iyi insan olmak yolunda ilerliyorlar. Bu önemli bir unsur ve bu anlamda da Avusturya gibi bir ülke de siz bir okulun müdürlüğünü yapıyorsunuz ve bunu yürütüyorsunuz. Bu çerçevede devletin teşvikleri, size ne türde yardımları oluyor. Çünkü bu sonucu gördüklerinde hiç şüphe yok ki katkıları oluyor.
Mesut Koca: Devletin teşvikleri şu şekilde: Örneğin Avusturya’da yasal olan bazı haklar var. Bunlar okula giden öğrencilerin elde etmiş oldukları haklar. Öğrenciler okula devam ettikleri müddetçe ailelerine bazı maddi imkanlar sağlanıyor. Çocuk parası dediğimiz maddi imkanlar. Bu öğrenciler bizim okulumuza geldikleri zaman, devam ettikleri zaman aynı şekilde velilere bu hakları vermiş oluyor. Yine askerlikten muaf yada tecil etmeleri gibi bu hakları bizim okula da sundukları zaman, okul öğrencilerimize de sundukları zaman bu da tabi ki okulun geniş kitleye yayılmasına vesile olmuş oluyor. Bu anlamda katkıları var. Hem ciddi özgürlükler sağlıyorlar. Hem de katkılarda sağlıyorlar.
C.K: Orada ki ailelerin bu anlamda ki pozisyonları nedir? Yani özgürce gönderebiliyor, herhangi bir baskıyla karşılaşmıyorlar mı?
Mesut Koca: Kesinlikle dediğimiz gibi Avusturya seküler bir yapıya sahip. Bu noktada özgür. Bütün vatandaşlarımız ister çocuğunu Avusturya okuluna dahi gönderse orada da din dersini, islam dersini müdüre yapmış olduğu müracaat ile aldırabiliyor. İsterse kendisi devlet içerisinde oluşturulmuş özel okullara bizim okulumuz gibi özel okullara göndererek biraz daha fazla dini derslerin verilmiş olduğu bu okullardan da özgürce aldırabiliyor. Bu konuda velilerimiz bir sıkıntı, bir zorluk çekmiyorlar.
C.K: Verdiğiniz bilgiler dolayı çok teşekkür ederim.


