ABD’de savaş kokusu… Trump’ın peş peşe yaptığı açıklamalar ne anlatıyor?

Yunus Paksoy’un yazısının satırbaşları şöyle;
Bize bir tabak iki de kaşıkTrump-Şi zirvesi geldi geçti ama genel olarak ahalide gördüğüm hayal kırıklığı ne Washington’da vardır ne de Pekin’de.
Tekrarlanan şikâyetler şunlar:
– E hani ABD ne aldı?
– E peki Çin ne aldı?
– İran işi ne oldu?
– Tayvan’dan haber var mı sen onu söyle?
Zirve daha başlamadan günler önce CNN TÜRK’teki yayınlarda ısrarla altını çizdiğim bir mesele vardı.
İran bu zirvenin mezesi. Ana menüde kendine yer bulamaz.
Tayvan, Çin’in kronikleşmiş meselesi.
Asıl olay ticaret, yatırım ve küresel hegemonya.
*
Öncelikle şunu belirteyim…
Çin, Trump ziyaretine mükemmel hazırlanmış.
Gerek karşılama, gerek protokol, gerek devlet ziyafeti olsun hepsi titizlikle planlanmış.
Şi’nin Trump’a şahsi konutunu gezdirmesi falan… Trump’ın hakikaten de Çinliler tarafından el üstünde tutulan, dost ve müttefik ülkelere gösterilen bir ihtimamla ağırlandığını gösteren detaylardan yalnızca biri.
*
Peki Şi karşılığında ne istiyor?
Öncelikle istikrar. En başa bunu koyarım. Tarihin belki de en dengesiz başkanına bu denli itibarın ilk sebebi Trump’tan imkânsızı, yani istikrar ve tahmin edilebilirliği istemek.
*
Bir de Şi’nin ikili görüşme konuşmasına şahsen bayıldım. Müthiş yazılmış. Çin devlet aklı şahane bir iş ortaya çıkarmış.
Tarih kitaplarında belki de bir kırılma anı konuşması olarak yazılacak.
– Bir asırdır görülmemiş bir dönüşüm küresel ölçekte hız kazanmakta.
– Thucydides Tuzağı’nı aşarak büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma oluşturabilir miyiz?
– Küresel sınamaların üstesinden birlikte gelip dünya için daha fazla istikrar sağlayabilir miyiz?
– Birimizin başarısı diğeri için bir fırsattır.
– İstikrarlı bir ilişki dünya için faydalıdır.
– Çin ve ABD, iş birliğinden kazançlı çıkar, çatışmadan ise zarar görür.
– Rakip değil, ortak olmalıyız.
– Birbirimizin başarısına ve birlikte refaha kavuşmasına yardımcı olmalıyız.
*
– Tek kutuplu dünyanın değiştiği mesajı var.
– ABD’nin düşüşte, Çin’in yükselişte olduğuna ve süper gücün tahtını salladığına dair atıf var.
– “Sen benim ayağıma basma ben de senin basmayayım” sinyali var.
– “Dünya ikimize de yeter… Birlikte yiyelim” mesajı var.
Açıkçası Şi’nin konuşması Çin’in dünyanın ikinci süper gücü olma yolunda ABD’den icazet değil, uyum sağlama beklediğini göstermiş.
Washington’dan baktığımda ABD’nin odadaki fili görmemezlikten geldiğini söyleyemem.
ABD’nin, Çin’in ne hale geldiğinden de nereye gittiğinden de haberi var.
Geç gördüler, engel olamadılar, kâr hırsıyla başka yöne baktılar ama artık yüz çevirmek imkansız.
Bundan sonra hedef, ikinci süper gücün birinci sıraya yükselmesini engellemek sadece.
Trump da bunu yönetmek zorunda olduğunu farkında.
Yani bana kalırsa şu iki günlük zirvede karşılıklı gördüğüm tavır şuydu:
Ustam… Bize bir tabak, iki de kaşık…
ALDIĞIM KOKU
Hatırlayın… Yaklaşık bir buçuk ay önce Trump için “savaşı kafasında bitirmiş” havası alıyorum demiştim.
Nitekim 7 Nisan’da duyurulan ateşkesten sonra Trump, özellikle İran resmi açıklamayla masaya gelmeyi reddettikten sonra, İran’ı yeniden vurma “fırsatlarını” birbiri ardına tepmişti.
Öyle ya da böyle savaşa dönecek gibi durmuyordu.
Gerçekten de açıklamalarıyla da bu yönde hiçbir emare vermiyordu.
Ta ki geçtiğimiz haftaya kadar…
*
İşlerin “önce Şi, sonra savaş” noktasına ilerlediğini söylemiştim.
O günden bu yana Trump şunları söyledi:
– İran’ın yok edilmesi devam edecek.
– İran’ın askeri açıdan işini yüzde 75 bitirdik. Geri dönüp tamamlayacağız.
– Bir aylık ateşkes verdiğimiz için geri dönüp bir temizlik yapmak zorunda kalabiliriz.
Bunlara bir de Trump’ın Enerji Bakanı Wright’ın açıklamalarını ekleyelim:
– Hürmüz en geç bu yazın sonuna kadar açılmış olacak.
– İran, dünya ekonomisini rehin almaya devam ederse ABD ordusu Hürmüz’ü zor kullanarak açacak.
Gelinen noktada müzakere süreci tıkandı, çıkmaza girdi ve bir atılım mümkün gözükmüyor.
Hürmüz’ün açılması için elle tutulur bir çözüm ufukta belirmiyor.
Bu halde çıkıp gitmek de Trump için tarihi bir utanç olacak.
E geriye ne ihtimal kaldı?
Benim Washington’da aldığım koku… Tekrardan savaş kokusu.
*
Yalnız şunun da altını çizmeliyim.
“Aynı şeyleri deneyip farklı sonuçlar beklemek aptallıktır” sözünden hareketle… İran’da bilmem şu kadar hedef vurduk deyip sonra İranlıların masada pes etmesini beklemek yine hüsran olacaktır Trump için.
Peki o zaman ne yapmalı?
Onu da çarşamba konuşalım…




