Sinema

Burada Bir Sinema (da) Var – Haberler

 

Hostinger

.

Bir süredir Bali’de, yani Endonezya’da yaşıyorum ve burayı kendime yurt edinmeye niyetliyim. Bali’ye ilk geldiğimde aklımda herkesin aklındaki o tanıdık imgeler vardı: Deniz, kum, tropik yağmurlar, egzotik meyveler, yoga matları, tütsüler… Ada, bu klişelerin hepsini cömertçe sunuyor ama burada yaşadıkça fark ettiğim (daha doğrusu fark etmek için uğraştığım) şey şu oldu: Bali yalnızca bir tatil kartpostalı değil, aynı zamanda canlı ve derin bir kültürel damar taşıyor ve bu damarın içinde sinema da var.

Bali ve daha geniş çerçevede Endonezya, 300 yılı aşkın Hollanda sömürge döneminden miras kalan çok katmanlı bir kültürel birikime sahip. Sömürgenin iyisi olmaz elbette ama Hollandalılar, batılı muadilleri Fransız-İngiliz kolonilerine nazaran daha insaflı bir sömürgecilik faaliyeti yürütmüşler; kültürel, mimari ve gastronomik olarak daha fazla miras bırakmışlar. Bağımsızlık sonrasında sanatsal birikimi Endonezya hakları, yeni bir enerjiyle büyütmüş, geliştirmiş. Sokakta, galeride, müzikte ve sinemada bu sürekliliği hissetmek mümkün.

Bir defa burada ciddi bir sinema kültürü olduğunu görüyorum, okuyorum, takip ediyorum. Bali’de sinema salonları son koltuğa kadar doluyor. Burada “Balinale” adlı çok ciddi bir film festivali var. Endonezya’da güçlü bir korku filmi kültürü oluşmuş durumda; birkaç tanesine bakayım dedim, hakikaten korktum. Netflix için Jakarta merkezli melodramlar üretiliyor. Ezcümle burada film yapılıyor, film izleniyor, sinemaya değer veriliyor.

Ben de dilim döndüğünce, kalemim elverdiğince (klavyem) Bali’den ve Endonezya’dan sinema notları tutmak, burada izlediğim filmleri ve gözlemlediğim kültürü anlatmak istiyorum. Çünkü Endonezya, tıpkı Türkiye gibi politik bir ülke, bu yüzden sinemayı anlamak için yalnızca filmlere bakmak yetmiyor; tarihsel kırılmaları da okumak gerekiyor. Buradaki sinema, ülkenin politik hafızasıyla doğrudan temas hâlinde ve benim gibi Türkiye’den gelmiş biri için bu durum fazlasıyla tanıdık. İlk yazıda kimseyi sıkmadan buraların sinema tarihinden azıcık bahsedeyim dedim;

Sinema tarihçileri Endonezya sinemasını kabaca birkaç döneme ayırıyor: Bağımsızlık sonrası romantik ulus inşası, askerî otoriterlik ve sansür, ekonomik kriz ve nihayet demokratikleşme… Her dönem, perdedeki anlatıyı başka bir yöne çevirmiş.

Bağımsızlık sonrasında sinema ideolojik bir araç olarak görülmüş. Sukarno’nun ‘Guided Democracy’ yaklaşımı kültürel üretimi milliyetçi bir çerçeveye yerleştirmiş. İzlediğim birkaç filmde bunu açıkça hissettim: iyi niyetli ama yoğun biçimde ideolojik bir sinema. 300 yıllık sömürge geçmişinin ardından yüz milyonlarca insanı, birkaç büyük dini ve 17.000’den fazla adayı tek bir ulusal kimlik altında toplama çabasında, devlet aygıtı sinemayı araçsallaştırmış. Kurucu önderleri Sukarno, bir ulus inşaası için sinemayı ziyadesiyle kullanmış.

Sukarno sonrası darbeyle iktidara gelen Suharto döneminde ise sinema sert bir sansür rejimine giriyor. Henüz o döneme ait çok film izleyemedim ama okumalarım, askerî disiplinle üretilmiş, devletin onayladığı tarih anlatıları ve kahramanlık temalarıyla dolu bir sinema işaret ediyor. Bir noktada o filmlere tahammül edip izleyebilirsem birkaç kelam etmek isterim.

1998 Asya ekonomik krizi ve ardından gelen öğrenci protestoları, Suharto’nun istifasıyla sonuçlanıyor. Reformasi olarak adlandırılan bu dönem, yalnızca politik alanda değil, sinemada da bir kırılma yaratıyor. Sansür gevşiyor (hala var ama), bağımsız yapımlar çoğalıyor ve yeni kuşak yönetmenler ortaya çıkıyor. 2000’lerden itibaren Endonezya sineması hem yerel kimliğini koruyan hem de küresel bir dil kurmaya çalışan bir üretim alanına dönüşüyor. 2010’larda korku ve aksiyon türlerinin uluslararası başarıları da bu dönüşümün görünür yüzü.

Velhasılı kelam Endonezya sinemasının böyle bir geçmişi var ve ben buraya gelmeden önce açıkçası bu kadar canlı bir sinema ortamı beklemiyordum. Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya sinemasını yakından takip eden biri olarak tek bir Endonezya filmi izlememiştim. Tek bir Endonezyalı yönetmenin adı bile aklımda yoktu. Park Chan-wook, Lee Chang-dong, Kim Ki-duk, Zhang Yimou, Wong Kar-wai, Hirokazu Kore-eda, Tran Anh Hung gibi isimleri bir nefeste söylerken neden tek bir Endonezyalı yönetmen bilmiyordum ki?

Bunun yanıtını da bir sonraki yazıma sakladım.

Utku Yasavul

Kaynak

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu