İsrail’den kan donduran iddia İnsan derilerini mi çaldılar? –

“İsrail Kanal 10 televizyonu, 2014 yılının mart ayında İsrail’in dünyanın en büyük insan derisi bankasına sahip olduğunu bildirdi. Sizce tüm bu derileri nereden buldular? Çin ve Hindistan’dan daha fazla insan derisine sahipler. Kelimenin tam anlamıyla Filistin’deki kardeşlerimin cesetlerini yüzüyorlar. İinsan derisini işte buralardan temin ediyorlar. Ve eğer onlara Nazi dersem, yasalarınız beni cezalandıracak.” Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi Ohio Direktörü Halid Turani’nin bu sözleri, İsrail’in Deri Bankası’nı yeniden gündeme taşıdı.
İsrail’de metrekare olarak dünyanın en büyük Deri Bankası bulunuyor. Bu merkez dünyanın en büyük “yanık tedavi merkezi” olarak geçiyor.
Ancak tartışma şu ki, Yahudilikte de bedenin bütünlüğünün korunması esas. Bu nedenle halk arasındaki gönüllü organ/doku bağışı oranları tarihsel olarak batı ülkelerine göre çok daha düşük. Bağış oranının bu kadar düşük olduğu bir ülkede, dünyanın en büyük yanık tedavi stoklarından birinin bulunması nasıl mümkün? Bu durum uluslararası sağlık örgütleri ve etik kurullar tarafından “istatistiksel bir anomali” olarak kaydedildi. Akıllara ise bu kadar fazla insan derisi nerden geliyor sorusu geliyor.
İddiaların temeli, İsrailli eski Adli Tıp Müdürü Profesör Yehuda Hiss’in şok edici itiraflarına dayanıyor. Hiss, 1990’lı yıllarda hayatını kaybedenlerden aile onayı almadan deri ve organ alındığını kabul etmişti. Bu süreçte özellikle “sahipsiz” olarak görülen Filistinlilerin naaşlarının birer “organ ve deri kaynağı” olarak kullanıldığı iddiası, uluslararası medyada geniş yankı buldu.
Filistinli aileler on yıllardır aynı şeyi söylüyor: “Evlatlarımızın naaşları bize içleri boşaltılmış şekilde verildi.” İddiaya göre, çatışmalarda hayatını kaybeden gençlerin derileri yanık ünitelerinde kullanılmak üzere soyuluyor, korneaları ve diğer organları ise kayıt dışı şekilde alınıyor. Bu durum, naaşların teslimindeki “otopsi zorunluluğunu” da şaibeli hale getiriyor.
İsrail yönetimi bu uygulamaların geçmişte kaldığını savunsa da Deri Bankası’ndaki stokların nasıl bu kadar yüksek kalabildiğine dair şeffaf bir veri paylaşmıyor. İnsan hakları örgütlerine göre bu sadece bir etik ihlal değil, savaş koşullarında naaşların yağmalanmasını kapsayan ağır bir savaş suçu niteliğinde.




