Dünya

Oscara aday gösterilen ABD’li yönetmen CNN TÜRK’te: ABD İsrail’in bir numaralı destekçisi –

 

Hostinger

Kaynak:CNN TÜRK

Rabia Asel Atmaca: Siz ve “Amerikalı Doktor” ekibi filminizi Sundance Film Festivali’nde tanıttınız. Filmin yönetmeni olarak bir röportajınızda şunu söylemiştiniz:

“Filmin dünya çapında başarılı olmasını ve küresel izleyiciler tarafından izlenmesini istiyorum. Ancak bir Amerikan vatandaşı olarak, filmi kendi ülkemize geri getirmemiz benim için çok önemli. Çünkü günün sonunda İsrail ordusunun bir numaralı destekçisi Amerika Birleşik Devletleri’dir.”

Amerikan vatandaşı olmanıza rağmen bunu dile getirmeniz gerçekten çok etkileyici. Bunu biraz daha açabilir misiniz?

Poh Si Teng: Biliyorsunuz, günün sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail devletinin çok büyük bir etkileyicisi ve aynı zamanda devasa bir destekçisi olduğu; bu devlete milyarlarca dolarlık silah sağladığı inkâr edilemez. Ve bunun bir sonucu olarak, yani Gazze Şeridi’nde yaşanan yıkıma baktığınızda bunun Amerika Birleşik Devletleri gibi bir süper gücün silahlandırması ve desteği olmadan gerçekleşmesi mümkün değil, gerçekleşmezdi. Dolayısıyla şunu da eklemeliyim ki bir Amerikalı olarak kendimi ahlaki açıdan sorumlu hissediyorum. Ve Amerikalı Doktor filmimizi izleyen izleyicilerin uyanmasını ve bu konuda bir şeyler yapılması için kendi yasama temsilcileriyle iletişime geçmeye mecbur hissetmelerini umuyorum. Çünkü, yani şu anda Gazze’de sözde bir ateşkes yaşanıyorken bile nasıl oluyor da en az sekiz çocuk hipotermiden hayatını kaybedebiliyor? Nasıl oluyor da tıbbi malzemelerin ve insani yardımın Gazze’ye girişi hâlâ engellenebiliyor? Tüm bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği olmadan mümkün olmazdı, olmaz.

Rabia Asel Atmaca: Bu filmi yapmanızın ve bu oyuncu ekibi bir araya getirmenizin arkasındaki en net motivasyon neydi?

Poh Si Teng: Biliyorsun Rabia, 4 yaşında bir kız çocuğu olan bir anneyim ve onu çok düşünüyorum. Yani, bu soykırımın başladığı günden beri onu durmaksızın düşünüyorum. Günün sonunda yani bu, çağımızın soykırımı ve ben şahsen kendimi bundan sorumlu hissediyorum. 10 yıl sonra büyüdüğünde ona ne söyleyeceğim? Bir ebeveyn, bir anne olarak “Hiçbir şey yapmadım” mı diyeceğim? Bu yüzden, eğer bir şey yapmaya katkı sunabileceğim herhangi bir yol varsa, umuyorum ki bir gün geriye dönüp bakıp, “Annem denedi, Gazze’deki soykırım hakkında bir film yapmaya çalıştı” diyebilir.

Rabia Asel Atmaca: Doktorlar, yani üç genç ve son derece yetkin hekim, Gazze’ye girerken gerçekten her şeylerini riske attılar. Belgeseli henüz izlemedik; peki siz bu gerçeği filme nasıl yansıttınız?

Poh Si Teng: Filmde farklı yaş gruplarından üç doktor görüyoruz. Biri 30’lu yaşlarında, biri 40’lı yaşlarında ve biri de aslında 70 yaşında. Yani üç farklı kuşaktan üç doktor söz konusu. Bu doktorların Gazze’ye girişini ve kuşatma altındaki Nasser Tıp Kompleksi’nde çalışmalarını izliyoruz. Ameliyathane içinde neler yaşandığını görüyorsunuz. Aynı zamanda kitlesel yaralanma olayları olduğunda acil serviste neler yaşandığına da tanık oluyorsunuz. Bunun yanında günlük hayatı da görüyorsunuz. Film sadece Gazze’de yaşanan yıkımı ve tüm dehşeti göstermiyor. Doktorların Nasser Tıp Kompleksi’ndeki sağlık çalışanlarıyla kurdukları ilişkileri ve etkileşimleri de izliyorsunuz.

Rabia Asel Atmaca: Amerikalı Doktor adlı belgesel tarzındaki bu filmi konuşuyoruz. İnsanlar bu filmi neden izlemeli?

Poh Si Teng: Bunu nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum Rabia. Bence insanlar zaman zaman yaşananlar karşısında hayal kırıklığına uğruyor, umutsuzluğa kapılıyor ve olup bitenden kopuyor. Ve bu filmin bir hatırlatma işlevi görmesini umuyorum; yani bakın, bunlar üç sıradan insan. Amerikalı olup olmamanızın bir önemi yok; bunlar sadece üç sıradan insan. Bu siz de olabilirdiniz. Bu doktorlar sözcü olmak üzere yetiştirilmediler. Bir anda kameraların, haberlerin karşısına çıkıp Gazze’de neler olduğunu anlatmayı ve doğru olanın yanında durmayı da kendileri seçmediler. Dolayısıyla umut edebileceğim bir şey varsa, dünyanın dört bir yanındaki izleyicilerin bunu izleyip cesaret bulmaları ve kendilerini düşünmeleri. Hangi becerilere, hangi yaşam deneyimine ya da mesleki tecrübeye sahip olurlarsa olsunlar, Filistin’de yaşananlar karşısında bir şey yapabileceklerini fark etmeleri.

Rabia Asel Atmaca: Oscar’a aday gösterilen St. Louis Superman’in yapımcısı olduğunuzu ve başka ödüllerinizin de bulunduğunu biliyoruz. Gazze’yi nasıl tanımlarsınız? Zira çok sayıda gazetecinin de hayatını kaybettiği bu süreç için “sözde ateşkes” ifadesini kullandınız. Sinema ya da genel olarak sanat insanların düşüncelerini değiştirebilir mi, yoksa daha çok gelecek nesillerin bugünü anlaması için birer kanıt mı niteliği taşır?

Poh Si Teng: Dünyanın dört bir yanında çok fazla şey oluyor; bunları okuyabiliyor, sosyal medyadan takip edebiliyorsunuz. Bir sinemacı olarak umduğum şeylerden biri şu; İnsanlar film izlediğinde, bu onlarda kalıcı bir etki bırakır. Çünkü bir hikâye vardır, bir anlatı çizgisi vardır. Ve biz, bir sinemacı olarak, umarız ki gelecek yıl da, ondan sonraki yıllarda da zamana direnebilecek bir şey üretmiş oluruz. Elbette insan ister ki film, 5 yıl ya da 10 yıl sonra artık güncelliğini yitirmiş olsun. Ancak Filistin’de yaşananlara baktığımızda sadece Gazze’de değil, şu anda Batı Şeria’da yerleşimci saldırılarıyla yaşananlara da maalesef bu filmin daha uzun yıllar güncelliğini koruyacağını görüyoruz. Kariyerime ve daha önce yaptığım tüm filmlere dönüp baktığımda St. Louis Superman ya da Amerika Birleşik Devletleri’ndeki polis şiddeti gibi konulara, bunların da ne yazık ki bugün hâlâ ne kadar güncel olduğunu görüyoruz. Bu, her şeyden önce benim için bir ders ama umarım izleyiciler için de öyledir. Bunun sürmesine izin vermeyelim. Gelin bunu durduralım ve elimizden gelenin en iyisini yapalım. Benim bunu yapmayı bildiğim yol ise bir film yapmak.

Rabia Asel Atmaca: Son olarak, anne olduğunuzu bilmiyordum. Ve beni çok etkileyen bir şey ifade ettiniz. Çünkü ben anne değilim, yüzde 100 anlayamayabilirim. Çocuğum büyüdüğünde bana “Anne Filistin’de soykırım yaşanırken sen ne yaptın?” diye soracak dediniz. Çünkü güzel bir nokta bu. Dünyadaki çoğu insan bunu düşünmüyor. Sanal medyada da bu tarzda belgeseller var, çocuklar yıllar sonra ailelerine “Neden bir şey yapmadınız?” diye soruyor.

Poh Si Teng: Biliyorsunuz Rabia, şunu söyleyebilirim: Yaşananlara karşı empati kurabilmek ve bunun yanlış olduğunu hissedebilmek için mutlaka anne olmak gerekmiyor. Yani aklı başında, sağduyulu herhangi bir insan; çocukların iki bin kiloluk bombalarla parçalandığı ya da bebeklerin hipotermiden hayatını kaybettiği görüntülere, on binlerce insanın yerinden edildiğine baktığında, bunun yanlış olduğu konusunda hemfikir olur. Hepimiz bunun yanlış olduğunu kabul edebiliriz. Dolayısıyla bir adım geri çekilip şunu söylemek isterim; Normal bir insan, olan biteni gördüğünde vicdanen bunun doğru olduğunu kabul edemez. Bu yüzden insanların bu görüntülere baktıklarında duyarsızlaşmamalarının önemli olduğunu umuyorum. Çünkü mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medyada bu korkunç görüntülere sürekli maruz kalındığında, bu duyarsızlaşma doğal olarak ortaya çıkıyor. İşte bir filmle umut ettiğimiz şey bu görüntülerin ötesine geçebilmek ve oradaki insanlarla gerçekten tanışabilmek. Aile üyeleriyle, doktorlarla, sağlık çalışanlarıyla… Gazze’deki çeşitli hastanelerde çocukları ve masum insanları kurtarmaya çalışan kişilerle. Yani sayıları ve dehşet verici görüntüleri aşabilmek. Çünkü günün sonunda, Gazze halkıyla empati kurabilmek için ebeveyn olmak gerekmiyor.

Kaynak

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu